150 milyon üyeye sahip bir web sitesi olsaydı. İçinde tüm okul arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız ve tüm bu arkadaşlarınızın arkadaşları ve onların arkadaşları olsaydı.
Ayrıca bu site içinde gerçek kimlikler oluşturulmuş olsa, demografik bilgilere göre kolayca insanlar ayrıştırılabiliyor olsa hatta çeşitli gruplar, etkinlikler sayesinde de ilgi alanlarına göre yeni insanlara ulaşılabiliyor olsa…
Evet Facebook‘tan bahsediyorum.
Gün geçtikçe www’i ele geçiren bu dev, bazı web servislerinde gördüğü başarılı fikirlerle kendini zenginleştirmeye devam ediyor. Twitter‘ı kopyalıyor, FriendFeed‘i kopyalıyor, vs, vs…
Bu haksızlığın ve benzer olarak Facebook‘un -bazen tamamen- klonlanmasının önüne geçilememesinin sebebi uygulanamayan yasalar değiller. Sebebi, yasaların verimli uygulanması için henüz hazır olmayan tamamen açık kaynak bir eğilimin eksikliği. Hepimiz göreceğiz ki Facebook benzeri sitelerin yakın gelecekte klonlamasına gerek kalmayacak. Bu siteler bir dev bir ülke olacaklar, bugünkü klonlar ise o dev ülkede yerini alacak olan yerelleşmiş ya da farklılaşmış diğer siteler olacaklar. Örneğin; iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde bağımlı Facebook eyaletleri…
Bir kaç adım ileri gidildiğinde böyle tek bir dev ülkenin tüm web ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek olduğunu görülebilir. Yani bugünkü Google‘ın henüz konumlanamadığı tek web sitesi pozisyonu hala boş ve buna en yakın ‘uzak’ isim de bana göre Facebook.
Bugünlerden sonra Facebook‘u bu şekilde dev bir ülke gibi kullanmaya ve kendimi değişen zamana tamamen uydurmaya başlıyorum.
2007 yılının Aralık ayında, Facebook hakkında, bir fikir dostum olan Mustafa Albayrak ile konuşurken şöyle demiştim: “Şu Facebook’a bugün birisi düzgün çalışan bir blog alt yapısı uygulaması yaparsa ya da Facebook bu hizmeti tıpkı kendine ait olan Facebook Blog gibi hizmete açarsa milyonlarca insanın oluşturacağı bilgiyi ve bu etkileşim sayesinde ortaya çıkacak olan blog yazma motivasyonunu inan hayal bile edemiyorum.”
Evet 1 sene 2 ay sonrası… Ama hala gerçek anlamda kurgulanmış bir blog alt yapı servisi yok Facebook‘un içinde. Bir çok entegrasyon, bir çok oluşturulmuş blog küre denenmiş bir çok şey olmasına rağmen bir kaç adım ileriye gitmek henüz başarılmış değil.
Ben bloglar ve Facebook hakkındaki senelerdir gözlemlediğim bu eksikliği kapatabilmek için Facebook sitesi içinde de blog tutmaya başladım. Hem de sunulan imkanlardan farklı şekilde yararlanarak Facebook fan sayfaları içinde deneyeceğim bunu.
Bir çok ihtiyacıma karşılık verecek olmasıyla harika gözüküyor şu an. Aktivite paylaşma, fotoğraf ekleme gibi nitelikli özelliklerin yanında, eklenebilir bir çok uygulamayla zenginleştirilebiliyor. Sayfaların genele açık(public) olmasını ve yazının başında bahsettiğim Facebook sosyalliğinin verdiği etkileşimi de bunlara ekleyince ortaya çok yetenekli bir iletişim aracı çıkıyor. (Olumsuz taraflarından biri ise zengin metin editörüne sahip olmaması.)
Bakalım, umarım oradaki hareketliliğin 6 ay sonraki haline yine bu satırlarda ortak olursunuz. O güne kadar bu ihtiyaçlara sahip bir araç kurgulanır mı ya da ne olur gerçekten merak ediyorum.
Bir gün tüm web servislerini iç içe kullanacağımız günlerde görüşmek üzere.
*”Sosyal Medya Merkezi” olarak adlandırdığım bu sayfanın linki: http://www.facebook.com/pages/Erhan-Erdogan/58599397544
**Ben bugünkü şartlarda Türk insanına hitap eden yegane platform için Facebook’u seçtim; yoksa aynı devrimi Friendfeed vb. topluluk servisleri için de aylardır bekliyorum.
Related posts:
5 Responses to “Eyalet düzeni gelmeden “Sosyal Medya Merkezi” deneyimi”
Leave a Reply
Additional comments powered by BackType



Selam Erhan,
Düşüncelerine aynen katılıyorum. Olayı listemdeki arkadaşlara uyarladığımda neler çıkar diye düşündüm..
Tahminlerim. Blog yazarları çıkardıktan sonra yarıya yakını blog tutar. Sevdikleri videoları, ürünleri, mekanları. gezdikleri yerleri delicesine paylaşırlar.
Nalan akşam bara gider fotoğraf çeker facebook’a yükler basit bir araç ile bu fotoğrafları bloguna aktarır yorumlar yapar.
Fehmi gelen ilginç komplo teorileri slide’ları paylaşmaktan gurur duyar.
Naciye marka aracı ile en son yaptığı alışverişleri yazar. Olmadı giyer etiketler nereden aldığını yazar yorumlarını ve arkadaşlarının gerçek hayatta ne yorumlar yaptığını yazar.
Nihan ve Kamil, aşklarını paylaşırlar. Beraber blog tutarlar. İlişkilerini ilan ederler.
Abuzittin küçük kızına blog tutar. Fotolarını sadece arkadaşlarının görebileceği çok özel blog yazar.
Facebook halka blogu indirir…
Tabii bunlar benim naçizane öngörülerim..
Şu anda facebook u aktif olarak kullanmasam da bir çok kişi aktif kullandığımı sanır çünkü blog rss adreslerini, friendfeed ve twitter postlarımı hep oraya da yönlendirdim ve heranım orda da yer alıyor. İnsanlar bunun farkında olmasa da yine de postlarıma yorumlar yapıyorlar. Ömer Enis gibi sadece kendi çapımda düşündüğüm zaman insanlarda bir şeyler paylaşma duygusunu görebiliyor eğer dediğin gibi bir uygulama gelirse gerçekten devasa bir kaynak olacağını düşünüyorum…
[...] ancak inananların sayısı gittikçe artıyor. Erhan Erdoğan’ın blogunda da okuduğum şu yazı ortak bir bilince giden adımlar olarak mı tanımlanır yoksa tesadüf olarak mı orası biraz [...]
Sadece blog olarak düşünmemek lazım. Tabiki bir örnek ve en akla yatkın olanı bu ancak birçok farklı şey Facebook ile gerçekleştirilebilir.
Bunun için de geliştirilen uygulamalardan kaç tanesi sürekli kullanılıyor bunları belirlemek gerekiyor. Evet sürekli bir aktiflik durumu var ama ne kadar verimli kullanılıyor en azından Türk uygulamaları ve Türk kullanıcılarının istatistiği olsa güzel olabilirdi. Gerçi Türk uygulamaları genelde kim listenden sildi şeklinde uygulamalar ve paranoya arttırma üzerine kurulu şeyler. Ancak yine de bu alandaki potansiyeli belirlemek açısından istatistikler güzel olabilirdi. Nereden bulabiliriz acaba…
Ömer Enis çok güzel bir şekilde açıklamış olayı:)))